...kaybolup gitmişti ondan sonra filizleneceği kesin ve uçsuz bucaksız yeni zamanlara ait bütün umutlar, Platon'un şehrinde, sanata sırtını dönmüş, şiirden özgürleşmiş, felsefeye ve bilime adanmış bir hayata ait umut; kaybolup gitmişti bir daha İyonya topraklarına ayak basma umutları; kaybolup gitmişti bilginin mucizesine ve bilgide şifa bulmaya ilişkin umutlar. Neden feragat etmişti bütün bunlardan? Gönüllü olarak mı? Hayır! Bu, sanki hayatın karşı konulmaz güçlerinin bir buyruğu gibiydi; kaderin o geri çevrilemez güçleri ki, asla bütünüyle kaybolup gitmezlerdi, kimi zaman yer altının, görünmezliğinin, duyulmazlığının derinliklerine dalsalar bile, yine de insanın kendini asla pençelerinden kurtaramadığı, sadece boyun eğmekle yükümlü olduğu güçlerin sırrına vakıf olunabilmesi imkansız tehdidi niteliğiyle, varlıklarını korurlardı; bu, kaderdi. Vergilius, kendini kaderin kollarına bırakmıştı, ve şimdi kader, onu Son'a doğru sürüklemekteydi. Ama hayatı hep böyle olmamış mıydı? Herhangi bir zamanda daha farklı yaşamış mıydı? ...dahası yerleşmeye zorlanmış biri; aynı zamanda da, daha yüce bir kader gereği, yurdundan ne kopabilmiş ne de orada kalabilmiş biri; bu kader, onu ötelere, toplumun dışına sürüklemiş, kalabalıklar içerisinde düşünülebilecek en çıplak, en kötü, en vahşi yalnızlığın içine atmıştı; onu kökeninin yalınlığından koparmış, uçsuz bucaksızlığa, gittikçe büyüyen bir çeşitliliğe doğru kovalamıştı; böylece büyüyen, sınırsızlığa açılan, sadece gerçek hayat ile arasındaki uzaklık olmuştu; evet, gerçekten de yalnızca bu uzaklıktı büyüyen: Vergilius, hep kendi tarlalarının sınırlarında gezinmiş, her zaman kendi hayatının sınır boylarında kalmıştı; huzur nedir bilmeyen bir insan; ölümden kaçarken ölümü arayan, eser vermek isterken eserden kaçan biri; bir aşık ama yine de hep kovalanmaya yargılı, gerek iç gerekse dış dünyanın tutkuları arasında yolunu kaybetmiş, kendi hayatına sadece konuk olabilmiş biri. Ve bugün, neredeyse bütün güçlerinin sonuna vardığı noktada, kaçışının ve arayışının sonunda, tam kendi kendinin üstesinden gelmişken ve ayrılmaya hazırken, böyle olabilmek için kendini aşabilmişken ve son yalnızlığı da üstlenmeye, iç dünyasında bu yalnızlığa uzanan yolda yürümeye artık hazırken, kader onu bir defa daha eline geçirmiş, yalınlığı, köklerine dönmeyi, iç dünyayı ondan bir defa daha esirgemiş, dönüş yolunu yine değiştirmiş, bu yolu dış dünyanın alacasına doğru saptırmış, bütün hayatını gölgelemiş olan kötülüğe geri dönmeye zorlamıştı Vergilius'u; sanki artık kaderin Vergilius için saklı tuttuğu tek yalınlık kalmıştı - ölmenin yalınlığı.
Una Salus Victis Nullam Sperare Salutem...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder