Bugün için üzülerek belirtmek zorundayım ki beş yıllık plan tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gerçekleştirmemi istediğiniz bütün hayaller, ikinci bir çağrıya kadar ertelenmiştir. Herkes işinin gücünün başına dönsün.

16 Ağustos 2012 Perşembe

Oblomov'un Rüyası

"Oblomovka'da büyükler nasıl yaşıyordu?Acaba niçin yaşadıklarını bir an olsun düşünmüşler miydi? Tanrı bilir. Düşünseler de bu soruya ne karşılık verirlerdi? Herhalde hiç karşılık vermezlerdi. Her şey o kadar basit, o kadar açıktı ki! Yaşamanın güç olacağı,bazı insanların dertten, kaygıdan bunalacağı, ömürlerinin bitmez tükenmez çalışmalar içinde geçeceği hatırlarına bile gelmezdi.
...
Bu iyi insanlar hayatı zaman zaman hastalık, para kaybı, kavga, bazen de iş gibi tatsız olaylarla bozulan bir dinlenme ve uyuşukluk ülkesi olarak görüyorlardı. 
İşe, atalarımızın günahlarının bir cezası diye katlanıyor, onu bir türlü sevemiyor, ondan elden geldiği kadar kaçınıyorlardı; düşüncelerine göre doğrusu da bu idi. Gam, kasavet nedir bilmiyorlar, zihinlerini derin fikir ve ahlak sorunlarıyla yormuyorlardı. Onun için sağlıkları, keyifleri her zaman yerinde idi ve uzun yaşıyorlardı.Kırk yaşında erkekler hala birer delikanlı gibiydi. İhtiyarlar güç ve acılı bir ölümle pençeleşmiyor, uzun uzun yaşadıktan sonra farkına bile varmadan yavaş yavaş sönüyor, rahat bir son nefesle ölüyorlardı...Eskiden bir çocuğa hayatın ne olduğu erkenden anlatılmaz, yaşamın çileli,çetin bir iş olduğu düşüncesi verilmezdi;çocuğu kitaplarla yormazlardı. Çünkü kitaplar türlü sorunlar çıkarır, bunlar da insanın yüreğini, kafasını kemirir, hayatı kısaltırdı. Yaşama düzeni çoktan ve herkes için kurulmuş bitmişti; bu düzeni insana anası babası öğretirdi; onlar da bunu büyükbabalarından, büyükbabaları da büyükbabalarından hazır olarak almışlardı.
Böyle olunca ne diye sıkılsın, eziyet çeksinler? Öğrenilecek, peşine düşülecek ne vardı?Hiçbir şeye ihtiyaçları yoktu. Hayat uslu bir ırmak gibi akıp gidiyordu: Yapılacak şey kıyıda oturup, birer birer herkesin başına gelen kaçınılmaz olayları seyretmekti.
Oblomovların ve yakınlarının hayatlarında olay denebilecek başlıca üç şey vardı: Doğum, evlenme, ölüm. Uyuyan İlya İlyiç'in hayalinden bu üç olay birer resim gibi geçti. Bunların arasında kimi sevinçli, kimi kasvetli, alaca bulaca küçük törenler, vaftizler, isim günleri, aile toplantıları, ziyaretler,tebrikler, taziyeler, gözyaşları,gülümsemeler. Bütün bunlar ince bir dikkat, vakar ve ağırbaşlılıkla yerine getiriliyordu.
...
Sonra tekrar aynı terane. Yeni doğan çocuklar, yeni törenler, yeni şölenler ve dekoru biraz değişen cenaze töreni. Ama bu değişme uzun sürmezdi. Gidenlerin yerini gelenler tutar, çocuklar büyür, nişanlanır, evlenir,kendilerine benzeyen çocukları olur ve böylece hayat hep aynı minval üzerine sürer gider ve hiç farkına varılmadan mezarın tam yanı başında biterdi.
Gerçi zaman zaman daha başka kaygıları da olurdu, fakat Oblomovka halkı bunları çok defa kahramanca bir uyuşuklukla karşılardı; dertler başlarının üzerinde biraz dolaştıktan sonra, tıpkı bir duvarda konacak yer bulamayan, boşuna kanat çırptıktan sonra uzaklaşan kuşlar gibi uçup giderlerdi." OBLOMOV-IVAN GANÇAROV.

Ben de Oblomovka'da yaşamak istiyorum, ben de düşünmeden, plan yapmadan yaşamak istiyorum,1849 yılında yazılan bu satırlar aslında 2012 yılında yaşayan ben için o kadar tanıdık ki, ve aslında Gançarov'un Doğu'nun medeniyetini eleştirmek için yazdığı şeyler bana şu anda o kadar cazip geliyor ki neredeyse o sıkıcı hayatın huzuruna, o insanların gamsızlıklarına özeniyorum. (her ne kadar dertlerimi kahramanca bir uyuşuklukla def etme yeteneğine sahip olsam da.) Kitabı okudukça aslında Oblomov olan kendimi Ştolts (bu şahıs romanda çalışkan, ileri görüşlü, duygularına hakim bir karakterdir- ki kendisi batı medeniyetini temsil eder) olmaya nasıl zorladığımı görüp iyice dertleniyorum. Karar verdim bir kaç yıl daha Ştolts rolü yapıp, sonrasında kendimi Oblomov'luğa adayacağım, ben büyüyünce Oblomov olacağım.
Çok güzel ki bu kitap, hiç bitmesin, Oblomov rüya görsün, felsefe yapsın, ufacık dertlerinden yakınsın bende hep onu okuyayım. İnternet de kitap hakkında okunmuyor, çok zor ilerliyor dedikoduları yapılsa da bence çok da güzel okunuyor.

"Doğu oturup beklemenin yeridirYeteri kadar beklerseniz her şey ayağınıza gelir."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder