Problem malum, ama gerçekten ben masumum. Hem değilsem bile size kendimi açıklamak zorunda da değilim ama kendime açıklama yapmak zorundayım. Sonuçta doğu ile batı arasında sıkışmış, nerede durması gerektiğini bir türlü çözemeyen bir vicdanım var benim. Kendi haline bıraktığım noktada gerçekten tüm kontrolü kaybedip bir sabah ağır muhafazakar bir doğuluya dönüşürken, akşamında kendimi bir Hollandalı'nın bile yadırgayacağı ölçüde radikal ve özgür fikirli bulabiliyorum, Hayır Kahlo musun sen, nedir bu özgür düşünce, özgürlük mavalları, sonuçta anadolululu bir memur çocuğusun, davranışlarını özgürleştiremeyecek olduktan sonra, peh! İç Anadolu bozkırına doğmuş, kendini geliştirecek sudan yoksun, büyüyememiş, ruhu, zekası, bedeni her birşeysi güdük kalmış bir çocuksun. (Vive la Yozgat!!)
Yani anlayacağınız benim burada havalar çok değişken, büyük büyük gelgitler yaşıyorum. Ay turulması, kanlı dolunay falan ondan mı acaba?Neyse ne. Sonuçta mantıksal bir müdahalenin vakti geldi de geçiyor bile. O sebeple kendimi kendime açıklamak, mantıklı sebepler sunmak zorundaydım. Bu işin olurunu, olmazını, artılarını eksilerini, olasılığını falan hep çıkardım. Sonuç olmaz olsun oldu. Mantık "olmayasıca" diyor, yapacak bir şey yok. İşte bunun olmaması için, yapılması gereken ne? Sebeplerini bulmak. Sebepleri bulduğunda, yani kaynağa ulaşınca, kurutmak daha kolay olacak.
Ben ne yaptım, gittim çocukluğuma indim. Şaka değil gerçekten indim. Kendi söküğünü dikemem ama kendi kendime psikolojik tedavi uygulayabiliyorum. Siz ne sandınız ya, bunca sene ölmeden nasıl yaşadım; aklımı yitirmeden, parçalanmadan, kırılmadan, bir bütün halinde bugünlere nasıl geldim? Şimdi gene parçalanmadan önce müdahale etmem lazımdı, ben de gerekeni yaptım. Şöyle bir geçmişe, neydi eksikliğini hissettiğim bende de onu bulayım diye, geçmişe yöneldim.Buldum o eksikliği. Sonra hayallerime gittim; geçmişteki, şimdiki. İstediğim şeyin hayalimde bana sağladığı ne? Ona baktım. Onu hayalimde hangi noktaya yerleştiriyorum, Hayalimde o şeye sahip olduğum sahnelerde, o noktada ben ne hissediyorum; eğleniyor muyum, mutlu muyum, korkuyor muyum, heyecan var mı, elimde ne var, güç mü, intikam mı, huzur mu, dram mı, kafa rahatlığı mı, tüm etrafımı sarmış bir koruma kalkanı mı, güven duygusu mu; mutluluk var mı elimde? İşte ortalamayı alınca frekansı en yüksek olan duyguyu buldum. Tüm hayallerimde o şeye sahip olduğumda baskın bir duygu var hissettiğim, adını biliyorum onun, ama burada paylaşacak da değilim. Şimdi çok net görüyorum, bana sağlamasını beklediğim şeyin ne olduğunu biliyorum. İstediğim şeyin, yüzeydeki olmadığını, sadece o olmadığını biliyorum; onun bana sağlayacağına inandığım o faydayı istiyorum. Ve yüzeyi elde ettiğim noktada, o asıl istediğim şeyi sağlayamazsa hissetme ihtimalim çok yüksek olan nefreti gayet net görebiliyorum.
Böyle işte hayallerimi analiz ettim. Çocukluğuma indim. Bir soğuma geldi üstüme; bir anda. Kendimi ikna ettim galiba. Evet büyük ihtimal ikna oldum. Son bir haftadır hiçbir şey hissetmiyorum, aklıma dahi gelmiyor, istemiyorum. Yalnız bazı yan etkiler var bu süreç sonunda üstümde kalan; çocukluğuma fazla inmişim galiba, elime kalem alıp duvarları çizesim karalayasım var, parka gidip salıncakta sallanayım diyorum, deli gibi kek yemek istiyorum, hem de çayın yanında da değil, herkes uyurken sabah erkenden kalkayım çorapsız çıplak ayaklarımla çizgifilm izlerken annemin akşamdan yaptığı kekleri bitireyim istiyorum. Ne bileyim böyle sebepsiz oradan oraya koşasım geliyor. Anneme sarılıp uyuyayım diyorum. Geçer herhalde zamanla, öyle umuyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder