Önce her şey çok güzelmiş gibi geliyor. Sonra yavaş yavaş huzursuzluk baş gösteriyor. Sevdiğini sanıyorsun. Katlanırım sanıyorsun. En sonunda katlanılmaz hale geliyor mutsuzluğun. Giderim buradan diyorsun. Çekip gidiyorsun.
Bu seferki başka türlü olur sandımdı halbuki ben. Ama aslında farklı türlü de oldu sayılır. Önce hiçbir şey hissetmedim; ne mutluluk, ne mutsuzluk ne de korku. Halbuki korkmam gerekirdi. Ama yok hiçbir şey hissetmedim. Sonra hissizliğin yerini şaşkınlık aldı. Ve en sonunda en garibi oldu. İlginçtir içimde bir mutluluk filizlendi. Surat asmalıydım, insanlara öldürecek gibi bakmalıydım. Normali buydu. Böyle sırıtarak dolaşmamalıydım etrafta. Evet, mutluydum. O kafamın en derinlerinde durmadan tekrarlanan "gitmem lazım" lafını bastırdım. Ama tüm bunlar tuhaf bir şekilde beraberinde bir huzursuzluk da taşıyordu. Hani çok güzel bir rüya görürsün ama alttan alta bilirsin de onun bir rüya olduğunu. Öylesine bir huzursuzluk işte. En sonunda da tamamen farkedersin bir rüyada olduğunu. Etrafında kurduğun her şeyin senin beyninin bir ürünü olduğunu; gerçekte ise her zamanki sıradan, sıkıcı, o mutsuz yatağında yattığını.Tüm tadı kaçar her şeyin. Önceden çok mantıklı görünen o rüya dünyası, tüm saçmalıkları ile karşına dikilir. Gerçekleri görür, hayallerini kaybedersin.
Öyle oldu işte. Süreç bu sefer farklı işledi. Ama sonuç aynı. Farklı hiçbir şey yok burada. Bu dünya benim için olmayacak asla. Gitmek lazım gene. Gidiyorum ben...
Ama bu sefer nereye gideceğim ben? Gidecek yerim de kalmadı şimdi. Kaçacak gücümde yok artık. Peki bu sefer mutsuzluk katlanılmaz hale geldiğinde ne olacak?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder